Mezunlarla İlişkiler

Yardıma Koşanlar

Zoom
25 Eki 2010
Yardıma Koşanlar
SU Burs Fonu için Avrasya Maratonu’na katılanlar anlatıyor...

Sabah saat 07.00, gün Pazar 17 Ekim 2010. Sabancı Üniversitesi mavi tişörtünü giyen herkes kampus otoparkında bekleyen araca yöneliyor. Yağmurlu günlerin ardından pırıl pırıl gökyüzü bizi bekliyor gibi. Hepimizin içinde bir heyecan. Çoğumuz bir maraton etkinliğine ilk kez katılıyoruz. 32. Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonu yolundayız…

Servisin etkinlik alanına varmasıyla kalabalık ve müzik heyecanımızı daha da artıyor ama burada yollarımız ayrılıyor. Çünkü birçoğumuz 8 km’lik halk koşusuna katılırken, aramızdaki iki kişi 42 km’lik, dört kişi de 15 km.’lik maratona katılacak.

Hepimiz için çok güzel ve unutulmayacak bir anı olacağı belliydi ama bazılarımız için o gün daha da özel bir gündü. İşte maratona katılan arkadaşlarımızdan ikisinin heyecan dolu saatleri;

Mohammed Dawoud
Sabancı Üniversitesi Öğrencisi,
42 km.

Şule Yalçın (Kendi kaleminden…)
Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Yöneticisi,
15 km.

 

Mohammed Dawoud
Sabancı Üniversitesi Öğrencisi,
42 km.

Mohammed Dawoud Filistin’den gelmiş, Sabancı Üniversitesi’nde Bilgi Teknolojisi okuyan bir yüksek lisans öğrencisi. Sporla çok ilgilenen biri olmasına rağmen, bu onun ilk maraton koşusuydu. Ona nasıl ve neden Avrasya Maratonu’nu seçtiğini sorduğumuzda şöyle cevap verdi, “Bir insan bu tip bir deneyimle hayatında çok fazla karşılaşmaz. Kaç kişi Asya’dan Avrupa’ya koştum diyebilir? Bir Sabancı Üniversitesi öğrencisi olarak, bitiş çizgisini geçtiğimde ülkemin ismini duymak ve temsil etmek çok gurur verici.”

İlk defa maratona katılan birisi için koşuyu bitirmek ve madalya almak ciddi bir iş. Mohammed’in başarısını kutluyoruz.

Şule Yalçın (Kendi kaleminden…)
Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Yöneticisi
15 km.

17 Ekim günü benim için çok farklıydı…

Hayatımda ilkleri yaşadığım bir gün oldu. 15 km. koştum.

Maraton heyecanı; kayıt ve içinde maratonda kullanacağım chip, “göğüs numarası-7634” vb. gerekli ekipman bulunan maraton çantamı almamla beraber 15 gün önce başladı.

Kaydın hemen ardından dostlarıma “SU BURS FONU İÇİN KOŞUYORUM” diye mesaj ve elektronik postalarımı gönderdim.

Daha koşmadan, ilk bağışın yapıldığını öğrendiğimde müthiş heyecanlandım!!! Bir anda içimi “Ya maratonu tamamlayamazsam” endişesi sardı. “Şule, 15 km. koşulamayacak bir mesafe değil, arada sıra yürürsen ne olacak ki? Önemli olan yarışı bitirmek ve destekçilerle güzel haberi paylaşmak” diye kendi kendimi teselli ediyordum.

Ve büyük gün geldi… 17 Ekim sabahında erkenden kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra yollara düştüm. Artık yarışa hazır olduğumu düşünürken, bir yandan karnımda kelebekler uçuyordu bir yandan da uyku bastırıyordu.

Saat 09:00’da yarışma başladığında ayağımıza bağladığımız chip’lerin okunması için “START” yazısının üstünden geçtim ve “BİİİİİİİİİİİP”… Artık maratondaydım. Şaşkın halde etrafımdakiler ne yapıyor diye önce onları izledim. Her yaştan katılımcı vardı maratonda. Birçoğu farklı kurumlar için koşuyor, bazısı köprü üzerinden geçmenin keyfini yaşamaya gelmiş, bazısı da sadece spor için.

Ülkü ile koşmaya başladık köprüden geçtik Beşiktaş’a indiğimizde ayağımızdaki “chip”lerin ilk okunma zamanı gelmişti. Bunun anlamı “biz yarışa devam ediyoruz” idi.

İlk 5000 metrede etraf çok kalabalıktı. Alkışlar içinde koşuyorduk, izleyiciler “Başaracaksınız” diye tezahürat yapıyordu. O sırada hem gülüp eğleniyorduk, hem de motive oluyorduk.

5000 metreye geldiğimizde artık yol kenarında farklı stantlar görmeye başladık. Stantlarda çalışanlar koşuculara su, elma, kesme şeker ve ıslak sünger veriyorlardı. Koşucular, tempolarını düşürerek ihtiyaçlarını alıyor ve koşuya devam ediyordu. Bu stantları görmek beni hayrete düşürmüştü. Sonra Ülkü’den öğrendim ki kan şekerimizin düşmemesi için ara ara bu stantların olması gerekiyordu. Yarışın ilerleyen etaplarında bu stantları daha sık gördük.

Yaşadığım ilginç olaylardan biri de bu kadar yoğun katılımın olduğu maratonda, Adana’dan bir tanıdığı görmek oldu. Sanki maratona girmek kimsenin aklına gelmez gibi düşünüyordum. Meğer herkes koşmak için bugünü bekliyormuş, bugüne kadar ben kaçırıyormuşum:)

İlk 10 bin metrede artık bacaklarımızda hissizleşme başlamıştı, sadece görevlerini yerine getiriyorlardı. Buna rağmen, çok zorlanmadan bu etabı tamamladık.

Son 5 km’yi mi merak ediyorsunuz? Son etapta mesafe gitgide uzuyordu. Feshane’den Sirkeci’ye geçerken, bizi izleyen turistlerin ve halkın alkışları, motivasyonumuzu yükseltti. OMUZLAR GERİYE GİDECEK, GÖZLER İLERİYE BAKACAK! Bu şekilde daha rahat koşuyor, nefes alışımızı daha rahat kontrol edebiliyorduk.

Sirkeci’den Gülhane Parkı’na çıkarken 42 km. maraton koşanlarla karşılaştık, biz de onları alkışladık. Eee, onların işi de hiç kolay değildi, rakipleri çok kuvvetliydi.

Gülhane Parkı’ndaki rampayı çıkmaya başlarken 42 km’lik yarışta ikinciliği kazanan atlet yanımızdan geçti. Bu son rampa ya kurtuluşumuz olacaktı ya da… Ha gayret koşalım yürüyelim diye diye rampadan çıktık ve FINISH’e yaklaşırken yoğun bir kalabalığın içinden geçtik. Öyle bir alkış vardı ki dereceye girdiğimizi düşünmeye başladık:) FINISH yazısını görünce Ülkü’ye dönüp “İşte kara göründü” dedim. Son bir atakla koşu tempomuzu yükselttik ve mutlu son: 2 saat 21 dakikada maratonu tamamladık. Madalyaların ve hafif yiyeceklerin ardından hemen masaj odasına alındık. Yaklaşık 6-7 dakika süren masajın ardından ancak kendimize geldik.

Güne başlarken verilen toplam “5,5 saatte yarışı bitirebilir miyim?” diye düşünürken, kendimi bile şaşırtan bir sürede bitirmenin haklı gururunu yaşadım:)

Mart 2011’de Antalya’da düzenlenecek Runantalya Maraton’unda da Sabancı Üniversitesi Burs Fonu için koşmaya devam edeceğiz.

Bu yaziyi paylas