Mezunlarla İlişkiler

Osman Koç

Söyleşi
28 Eyl 2010
Osman Koç
Disiplinlerarası Hayaller

Osman Koç, Sabancı Üniversitesi Elektronik Mühendisliği programını bitirdi, şimdi ise yine Sabancı Üniversitesi’nde mekatronik masterı yapıyor. Sabancı Üniversitesi’nin disiplinlerarası eğitiminin sağladığı olanaklarla elektronik okurken alması gereken sosyal dersleri genelde sanat tarihinden seçti. Sanat alanına ilk girişi ise Sound and Image dersinin final projesinde yaptığı "hareket sensörlü mp3 player" projesi ile oldu. Osman Koç, mühendislik bakış açısı ile sanat çalışmalarına devam ediyor ve çalışmaları oldukça ilgi çekiyor…

Üniversite eğitimine başladığında aklında sanat ve teknolojinin bir arada olduğu işler yapmak var mıydı? Böyle bir alana yönelmende neler etkili oldu?

Elektronik okurken, almam gereken mühendislik dışı dersleri ya sanat tarihi ya da ses ve görüntü üstüne olan derslerden aldım. O zamanlar aslında birleştirmek pek aklıma gelmemişti. Son sınıfta bu tarz projelere başlayınca taşlar yerine oturdu.

Disiplinlerarası sanatsal bir yaratım platformu olan boDig ile birlikte çalışıyorsun. Bu oluşuma nasıl dahil oldun ?

2008’de boDig ’08 sergisinde teknik ekipteydim. Serginin kurulum aşamasında dernektekilerle ve gelen misafir sanatçılarla sohbet etme şansı buldum. Gerek çalıştık, gerek eğlendik, gerek sohbet edip fikir paylaştık. Onlar da beni sevmiş olacaklar ki derneğe üye yaptılar. Yanlış bilmiyorsam derneğin en genç üyesiyim.

“The Belly Dancing Kit” ve “Living İstanbul” adlı projelerin Fransa’da yapılan “Türkiye Mevsimi” etkinlikleri çerçevesinde sergilendi. Bu projelerin konseptlerinden ve oluşum aşamalarından bahsedebilir misin ?

Belly Dancing Kit, 2008’de New York Üniversitesinden Tom Igoe’nin verdiği workshopta çıktı ortaya. Konsepti Mustafa Bağdatlı ve Alp Tuğan ile beraber bulduk. Workshopta küçük bir prototipini yaptık. Sonra ben geliştirip, bugünkü haline getirdim. İşin temeli hepimizin içindeki oryantal içgüdüye dayanıyor. Fasıla çıktığımızda normalde ne kadar ağır başlı olursak olalım bir süre sonra kadehleri belimize takıp masaya çıkar halde buluyorduk kendimizi. Sonra insanları göbek atmaya teşvik eden bir şey çıksın istedik. Sonrasında üstüne düşününce, alışılagelmiş müzik-dansçı ilişkisindeki, dansçının müziği takip etmesini kırıp, müziğin dansçıyı takip etmesini sağlamaya çalıştık. Ama sonra içimizdeki işitsel estetik sebebiyle, insanların çalan müziğin asıl ritmine gelmeye çalıştığı çıktı ortaya. Çünkü zaten sesin ritmi değiştikçe ses bozuluyordu.

Living İstanbul ise, benim farklı sensör ve bilgi arayışımla çıktı ortaya. Son sınıfta elektrokardiogram (EKG) yapmıştım bir ders projesi olarak. Ordan yola çıktım. Kalp atışı bilgisi aslında birçok farklı anlam taşıyor. Yaşadığınızı kanıtlayan bir bilgi, ama aynı zamanda sizin kontrolünüz dışında. En başta bunu müzik için kullanılacak bir arayüz olarak düşünmüştüm. Sonra serginin konseptiyle birlikte evrilerek şu andaki halini aldı. Ben İstanbul doğumluyum. Bu yüzden metropol hayatının getirdiği yüksek ritm içime işlemiş durumda. Ama bunu da aslında İstanbul’da yaşayan insanlar yaratıyor. Herkes bir yerlere koşturuyor sürekli. Bu sırada da etrafta olup bitenleri kaçırıyoruz. Living İstanbul projesi loş bir odada sizin EKG elektrodlarını takmanızla çalışıyor. Yani projenin çalışması için dışarıdan bir kalp atışına ihtiyacı var. Sonrasında şehrin farklı sesleri (Pazar, trafik, müzik) belirmeye başlıyor. Bunlar da sizin kalp atışınıza bağlı olarak değişiyor. Yani farklı iki insan aynı sandalyeye oturduklarında farklı şeyler duyuyorlar.

boDig bünyesinde yapılan çalışmalar için oluşturulan blogda, “The Belly Dancing Kit” projesinin ileride geliştirileceğine dair bir ifade yer alıyor, bu projeyi nasıl geliştirmeyi düşünüyorsun ?

Aslında sadece Belly Dancing Kit değil, tüm projelerim gelişme aşamasında. Zaman geçtikçe, üstlerine düşündükçe daha iyi nasıl olabilecekleri çıkıyor ortaya. Belly Dancing kit ilk yapıldığında el zilleri vardı mesela, ama her ne kadar alakalı olsa da işin vurgusunu dağıttığını düşündüğüm için çıkardım onları. Aquaphone projem en başta sadece saksı, musluk ve bardaklardan oluşuyordu, onun sunumunu geliştirmek için birkaç fikir var aklımda. Yani aslında hepsi birer süreç, ne zaman “Tamam bu proje bitti.” derim bilemiyorum.

Sergilenen projelerin için bugüne kadar nasıl tepkiler aldın?

Bu alanda yapılan işler herkesi şaşırtıyor şimdilik. İnsanlara yeni geldiği için çok eğleniyorlar. Şimdiye kadar sanat eserinin dokunulmazlığını doğası gereği kırıyor olması insanların alışmasını zorlaştırıyor. Sergide gelip işleri ellemeden bakan çok kişi oluyor. Ama ziyaretçinin etkileşimi olmaksızın işler aslında çalışmıyor. Genelde herkes önce nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyor. Ama sonrasında yapıcı yorumlar aldım şimdiye kadar. Umarım böyle devam eder. Zaten benle konuşanlara bu konudaki acemiliğimi, kendimi geliştirme isteğimi hep vurguluyorum. Çok yeniyim daha bu alanda, densizlik etmek istemiyorum kesinlikle.

“The Belly Dancing Kit” ve “AquaPhone” 2008’de İstanbul’da yapılan Amber Sanat ve Teknoloji festivalinde sergilendi. Projelerin tekrar İstanbul’da sergilenecek mi ?

İşler Türkiye’ye döndüğünde vakit ayırabileceğim bir sergi olursa, daha sergilemek istiyorum.

Şu an için üzerinde çalıştığın ya da ileride çalışmayı planladığın, yine sanat ve teknolojiyi bir araya getiren başka bir projen var mı ?

Şu anda önceliğim tezim üzerine aslen. Bir yandan aklıma fikirler geliyor ama hepsi demlenme aşamasında. Şimdilik o yüzden sabretmeye çalışıyorum.

Röportajı yapan: Tuğçe Merve Şahin / Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği, 4.sınıf Öğrencisi

* Bu röportaj SU Dergi sayı: 08 / Mart 2010’dan alınmıştır.

Bu yaziyi paylas